1.09.2012

Deniz işyerimizdi, balıklar ekmeğimiz. Zengin olamazdık belki ama aç da kalmazdık.

Yavru balık yakalandığında "öpmeden salma denize" derdi babalarımız. Öperek salardık denize, kırlangıç, kalkan, pisi ve onlarca balığın yavrusu, heyecanla bakardık arkalarından, huzurlu ve saygılı. Deniz işyerimizdi, balıklar ekmeğimiz. Zengin olamazdık belki ama aç da kalmazdık. Onlar beslenebiliyorsa, onlar üreyebiliyorsa, onların yavruları hayatta kalıp yaşamını devam ettirebiliyorsa, biz de varlığımızı devam ettirebiliyorduk. Kaderimiz kaderleri idi, kaderleri kaderimiz. Önce uskumruyu kaybettik, sonra kılıçları. Denizin kuru fasulyesi derdik istavrite, artık yok olmak üzere. Ağustos ayında başlardık lüfer tutmaya, gazlı lüks lambalarının ışığında, Ocak'ta, Şubat'ta kofanalarla dolardı livarlarımız. Orkinoslar koparırdı oltalarımızı, kızmazdık onlara. Saygı ve hayranlıkla seyrederdik kendilerini sudan fırlatışlarını. Büyüklerimiz zıpkın vurmazdı küçük kılıçlara. Palamut, kalkan, uskumru fakir balığıydı çocukluğumuzda. O kadar bol ve ucuzdular ki, sofralar şenlenirdi göç başladığında. Balık yok oldukça, balıkçı köylerimiz, kasabalarımız da yok olmaya başladı. Bizler yok olmaya başladık, sessiz çaresiz. Biz küçük kıyı balıkçıları olarak bundan sonra sessiz kalmayacağız. Balıklarımızı da kendimizi de kurtarmak, çocuklarımıza, balıklarla dolu denizleri ve mesleğimizi miras bırakmak istiyoruz. Bu amaca birlikte yürür, sesimizi birlikte çıkarırsak ulaşabiliriz. Yavru balıkları kurtarmak küçük kıyı balıkçısını kurtarmak demektir. Greenpeace'in yürüttüğü kampanyayı sadece balık stoklarını değil, küçük kıyı balıkçılarını da kurtarmak için bir adım olarak görüyor ve destekliyorum. Bu çığlığa ses vermenizi ve kampanyaya destek olmanızı istiyorum.

 Sevgiler,
 Kenan Kedikli
Kıyı Balıkçısı

http://www.kacsantim.org/

11.28.2011

YOK


Bakamadım kızım sana,
Beceremedim sorumluluğu yine,
Bir boşluk bırakmamalıymış insan sevdiği ile arasında,
Sende balkon kapısındaki boşluktan gittin cennetine,
Ama senin sevgine muhtaçtım,
Geçen güm tam da karşılıksız sevginin bu olduğunu düşünmüştüm,
3,5 aylık ömrüne sığdırdın be bu koca sevgiyi,
Biz kaç 35 yıllık koca adamların yapamayacağını 3,5 ayda yaptın,
Güveninle annelik duygusunu yaşattın bana,
Gece yarısı çalışmalarımda o uyku dolu gözlerle bakışın,
Minicik gözlerle hadi uyuyalım artık deyişin,
Yanına geldiğimdeki o sarılışın, mırıldanman olmayacak artık,
Sen de gittin küçük meleğim, bir koca boşluk bırakarak geride,
Bir sabah sessizce merhabalaşmıştık,
3,5 ayın boyunca hiç mi miyavlamaz bir kedi diye düşünürdük
Bu sabah giderken de sessizdin,
Yerde yatarken acı çekişin bile sessizdi,
Sessizce titreyerek beni bekliyordun
ve sessizce veda edip gittin,
Canım yavrum, duduşum
Sen gideli 7 saat oldu, yazmaya başladım,
Hep aklımdan geçiyordu yazmak, yazarken sorgulamak,
Kim olduğuma, ne istediğime karar vermek,
Dün bir arkadaşımla sırf bu yüzden İstanbul’dan uzaklaşalım dedik,
Gittik ama yine olmadı, başlayamadım,
Bu güne kısmetmiş,
Şimdi bıraktığın o koca boşlukta yazıyorum kızım,
Veda etmeden önce oturup uyanmamı beklediğin koltukta başladım yazmaya,
Üzerine çıkıp uyuduğun kaloriferin sıcağı vuruyor yüzüme,
Şimdi bu vakitler uyku saatindi senin,
Burada olsan atlar koltuğa, kıvrılır, uyurdun yanımda,
Son haylazlığını da yaptın benim yaramaz kızım,
Peki ben ne yapacağım şimdi,
Neden uyuyacağım, neden uyanacağım, neden güleceğim,
ne için para kazanacağım, neden plan yapacağım,
Neden başka bir şehre gideceğim, neden burada kalacağım,
Bir annenin evladı için planladığı, bir sevgilinin diğeri için planladığı herşey,
Bir anda nasıl da bu kadar anlamsızlaşabilir,
Uyuyup uyanınca geçerdi tüm ağrılarım, acılarım
Ama bu anlamsızlık geçmiyor,
Günlerdir, haftalardır, aylardır üzerimde
Bugün sen de gittin küçük kızım,
Bir anlamsızlık daha eklendi bu yaşama,
Tarif edilemez bir boşluk,
Hiç bir şeye dokunamadım bugün senden sonra,
Dün üzerinde gezindiğin kitaplar hala dağıttın gibi duruyor,
Sarı topun su kabının yanında, o da hala patini bekliyor,
Babam yine aynı koltuğunda, sessiz, üzgün
Arkadan tırmanıp kucağına atlamanı bekliyor,
Duduşum,
Savunmasız, küçük meleğim,
O Eylül sabahı seni bulduğumuzda henüz açılmamış gözlerinle bir umut verdin bize,
O gün seni gösterdiğimiz her doktor yaşama şansı düşük demişti,
Bir de hastalık yakıştırmışlardı sana, sinir sistemin hasarlı diye,
Biz de inanmamıştık onlara,
Sevgi herşeyi aştı gerçekten, nasıl da sapa sağlam akıllı bir kız oldun sonra,
Biz hiç inanmadık söylenenlere, sen sıkısıkı tutundun yaşama,
Nasıl da cevap verdin tüm inançsızlara, sevgisizlere,
Asıl şifanın inanç ve sevgide olduğunu bize nasıl da gösterdin öyle,
Ama niye gittin be yavrum,
Bugün ilk kez kollarımda birisi can verdi, yavrum, küçük kızım,
Nasıl bir acıymış böyle,
Giderken hayatta herşeye hazırlık ol diyordun gözlerinle,
Direndin biliyorum, sen pes etmezsin kolay kolay,
Daha bir haftalıkken seni kaldırımda bulduğumuzdaki gibi,
Direniyordun,
Annemi görmeden gitmem dedin ve kollarımda gittin,
Hala sorguluyorum,
Plansız girdin, pat diye çıktın hayatımızdan,
Bir sebebi olmalı gelişinin, gidişinin,
Şimdi onu sorulamaya başladım,
Öğrettiklerin, yaşattıklarınla aşıcağım belki de bu koca boşluğu,
Canım kızım çok korkma oralarda,

Annişkon



Duduşum

Duduşum
Herkes farklı bir sey söylerdi küçük fareye, sense hiç birini kaale almazdın,
Dudu, minnoş, yamuk, duduşko..
Birisi oyunla ilgini çekerse ancak ozaman bakardın, işin gücün oyundu,
3 Eylül sabahı karşıladın beni evimde, odamın balkonunda,
Senle ayrıldığımız yerde, hatırladın mı küçük kızım?
Burada meraba dedin, kapalı gözlerin yumuk gövdenle,
Şimdi ise aşağıda biraz büyümüş halinle beni bekliyorsun,
Yukardan bakıyorum, son nefesten önce beni, aileni bekliyorsun,
Nasıl yaptın minik kızım, sen kuşlara ulaşmak istedin, şimdi bir melek oldun,
Peki ben nasıl yaptım küçük meleğim, bile bile nasıl açık bıraktım balkonun kapısını
Sen gideli 3 saat oldu, bugün 28 Kasım
Bu kadar kısa mı olur ömür? Bir canlı bukadar zamanda nasıl bir parçası olur ailenin,
Yatağımın karşısındaki koltukta bana bakıp durdun bu sabah,
Hadi uyan artık çok az vaktimiz kaldı dermiş gibiydin,
Duyamadım bu çağrını, biraz yorgun alarmı erteleyip durdum,
Her zaman yaptığım gibi, vakit sonsuzmuş gibi erteleyip durdum,
Uyandım, karşı koltukta hala aynı şekilde bana bakıyorsun,
Yanına geldiğimde elimi tuttun bırakmıyorsun, pütürlü dilin öyle yumuşak ki bu sabah
Annen, belki de 3 ay önce o da aynı duyguları yaşadı, yavrusunu kaybettiğinde,
2 anneye de aynı acı yaşatılır mı be minik fare,
Annen belki de seni öldü sanırken, senin için yeni bir hayat başlamıştı,
Seni o gece 5cm’lik minik bedeninle yerde kıvranırken gördüklerinde,
Şimdi acaba bende mi aynı yanılgıdayım, yeni bir hayat başladı mı senin için,
Kediler cenneti diye birşey okudum az önce,
orada bol mamaların, bol sevginin olduğu bir yaşam varmış, görebildin mi orayı,
Sevdiğin oyuncakları, sarı topunu, hiç sevemediğin sarı tasmanı,
Arkanda sürüklediğin renkli kurdaleleri burada bıraktık bebeğim,
İlk evlat acımı onlara sarılarak yaşar ve unuturum belki diye,
Yıkıldım küçük kızım, ilk kez evimizden bir bireyi uğurladık, sonsuzluğa,
Tesadüfle ilgili bir yazı okudum az önce,
Hayatta herşeyin bir anlamı olduğundan, Darwin’in yalan söylediğinden bahsediyor,
Oysaki ben senin hayatımıza girişini hep tesadüf olarak görüyordum,
Hatta annemin o kuralcılığı ve titizliğine rağmen, seni kabullenişini de,
Bütün evi sarstın, ağlattın be kızım, telefonda öğrenen annemi bile..
Saat 12.00 oldu varabildin mi yeni evine?
Keşke araban balkabağı olsaydı da, kalsaydın bizimle hep burada
Daha dün konuştuk, büyüdükçe bu eve sığmayacağına,
Acaba buralarda bahçeli bir eve mi çıksak diye,
Buralarda, doğduğun ve gittiğin yerde, Göztepe’de
Bu sabah bana uzun uzun baktığın koltuktayım şimdi,
Karşıdaki mamanın kokusu geliyor burnuma, hep orda annenle kalsın kokun kuzum,
İçerden koşa koşa gelişin, paçamızdan çekiştirişin,
Kapıda bizi karşılayışın, koltukların tepelerindeki oyunların olmayacak artık
Bari kokun kalsın be kuzum, duduşum,
Evren ablanın planı olmuyormuş, biz kuruyormuşuz, o izliyormuş,
Öğretiyormuş, pişiriyormuş,
Senin geleceğini planlıyorduk,
Özgür bir bahçede büyü diye yaza doğru bahçeli bir eve çıkmayı planlıyorduk,
Ama sen tesadüfen gittin,
Balkondan baktığımda aşağıda yatışın, beni bekleyişin geliyor aklıma,
İçim acıyor, içim parçalanıyor, hiç birşey yapamıyorum,
Evladım, küçük meleğim niye açık bıraktım ki ben o kapıyı,
Beni bekledin aşağıda, direndin dimi, annişimi görmeden gitmem dedin,
Son nefesini de takside kucağımda verdin,
Bi de size nankör der nankör insanoğlu,
Ama benim meleğim son 5 dakikasını benim kucağımda geçirmek için direndi,
Meleğim bana uzun uzun baktı, iyi bak kendine dedi,
Biz nankör insanlar herzaman iyi bakarız kendimize meleğim, sen hiç merak etme,
Birazdan başlar koşuşturmacam,
Birisi arar, bir projeyi sorar, biri bir mail atar haftasonu bir yere davet eder,
Biri kapıyı çalar bir isteğiniz var mı diye sorar
Birisi kornaya basar, birisi küfür eder, birisi metroya yetişir,
Birisi okula, birisi toplantıya
Burada hergün hayat böyle akıp gider,
Biz kendimize iyi bakarız minik kızım,
Güleriz, ağlarız, ezeriz, söveriz, döveriz, bağırırız, çağırırız,
Biz bu nankörlükten ibaretiz zaten, biz bu şehirden,
Aldığımız arabadan, verdiğimiz hediyeden, gördüğümüz filmden,
Kazandığımız diplomadan, içtiğimiz içkiden, giydiğimiz kıyafetten,
Biz sahip olduklarımızdan ibaretiz,
Burada hayat böyle akıp gider,
Yine aklıma geldi, beton üzerindeki yatışın,
Kargaların bağırışı,
Duduşum,
Öle pat diye gelip, pat diye gidilir mi be kuzum,
Evet,” bu çağ böyle, siz zaten alışkınsınız hızlı yaşamlara” diyeceksin ama,
Annelik başka bir şeymiş meleğim,
Senin karşılıksız sevgin, her kızdığımızda herşeyi unutup 5 dakika sonra yanımıza gelişin,
Her sabah bize dokunarak esneyişin, gerilişin,
Benim annem, dedem diyip bize sarılışın, mırıl mırıl uyuman,
Sence hangi nankör insanda buluruz biz bu karşılıksızlığı,
Küçük kızım,
Bize bu kadar zamanda nasıl öğrettin bunca çok şeyi,
Seni büyütürken anladım bir bebeğin sorumluluğunu,
Serçe parmağımın kalınlığı kadar açabildin ağzına biberonunu verirken,
Henüz tuvalet refleksin olmadığı için pamukla poponu silerken,
Hergece vücudunu sıcak tutmak için, sıcak havlu nöbetindeyken,
Aşı dönüşü, yükselen ateşini düşürmeye çalışırken,
Önceden kafama estiği zaman yaptığım seyahatleri planlamadan 2-3 kez düşündürürken,
Seni emanet ettiğim zamanlarda “acaba ne yapıyordur şimdi” diye düşünürken,
Seni de götürdüğüm zamanlarda bir anne telaşı içinde etrafımdakileri güldürürken,
Tesadüfen gelmedim, işte bunları yaşaman gerekiyordu,
Ve tesadüfen gitmedim, o kapıyı açık bırakmaman gerekiyordu diyorsun belkide,
O yerde yatışın ne kadar süre gözlerimin önünde kalır bilmiyorum,
Sevdiklerimi biran bile ihmal etmemem gerektiğini bana çok acı bir yolla öğretmiş oldun,
Meleğim, haylaz kızım,
Ne işin vardı kuşların yanında, bizim daha bahçekatı bir evimiz olacaktı,
Mamanın yarısı duruyor, buhafta aşıya gidecektik,
Annem sana bir sepet hediye etmişti dün akşam, içine girip uyumuştun bir süre,
Ama sonra yine benim yanıma gelip kıvrılmıştın,
İnsan anlamıyormuş sevdiğiyle son gecesini, sonsuza kadar böyle uyuruz sanmıştım,
Ya da birgün yanındakilerin gideceğini bile düşünmeye fırsat bulamıyor,
Dün gece erken yatayım ki, sabah erken kalkıp işe koyulayım diye düşündüm,
Hergece olduğu gibi birton düşünceyle uyudum,
Hayal kurarak, mutlu olarak, yanındakilere şükrederek uyumayı unutalı 15 yıl olmuş,
Yanımdaki nefes alıp veren, karşılıksız sevgi meleği küçük kalbi bile farketmemişim,
Senin küçük ömrün, bu koca insanlara nasıl da ders vermeyi başardı,
Sen yoksun bu öğlen, senin o küçücük kalbin durdu bu sabah,
O küçücük kalbin, kocaman yaralar açtı bugün,
Evimizin küçük neşesi, pıtır pıtır koşan minik patisi yok bugün,
Neyse çok moralini bozmayayım senin, kediler cennetinde mutlu ol hep,
Biz de muhtemelen bir haftaya kalmaz toparlanırız,
Sen hiç merak etme, ne de olsa kanımızda var nankörlük bizim,
Ölenle ölmeyiz biz, aksırana tıksırana kadar yaşarız,
3 ayda öğrettiklerine, yaşattıklarına, verdiğin mutluluğa teşekkür ederim,
Ve son sarılışın, son bakışına.
Annen

1.03.2010



I.
Niçin sürgünsün şair yaşadığın toplumda? (1)
Işıksız bir karmaşadır siyasal partiler,
Bir yararı olur mu şu tasasız ruhuna?
Çiçeğe durmuş şiirin sararıp soluyor;
O boğucu, kirli havalarında onların,
Güzelim buhurların, günnük kokuların;
Şaşırıyor yolunu soluklarını duyunca.
Köle ruhlu kavgalarında senin yüreğin,
Çimeni gibidir yaşadığımız kentlerin
Gelip geçenlerin ayaklarının altında.

Halkın ve kral, dumanlı, sisli başkentlerde
Nasıl çarpışıyor iki ölümcül güç gibi,
Duymuyor musun seslerini dehşet içinde,
Sen ey toprağına tohum serpiştiren çiftçi!
Sen ey şair, sen ey usta, kapat kulağını!
Bu şamatanın sana hiçbir yararı var mı?
Gürültünün patırtının içinden gelen
Bu insanların arasında asla yer alma!
Dizelerde tanrıya şarkılar söyleyen sen
Uzak dur, uzak dur, onlara sakın karışma!
Arınmış ruh, şarkını göklerde meleklerin
Verdiği huzurlu, barışçı konserde söyle!

Sen ey kutsal çiçek, sen de gidip çöllerin
Engin gökleri altında serpilip büyü!
Sen ey düşsever insan, sığınakları ara!
Gizli mağaraları, barınakları ara!
Unutuşa kanat aç bulmak için sevdayı,
Sessizliğe koş eğer işitmek istiyorsan
Gökten gelen o sevecen ve o ciddi sesi,
Loş yerlere koş gönü görmek istiyorsan.(2)

Haydi ormanlara git, haydi sahillere git!
Kendi tatlı şarkını oralarda bestele!
Yaprakların ve gök gibi mavi dalgaların
Şarkılarıyla, ilahileriyle birlikte.
Tanrı seni bekliyor kutsal bir yalnızlıkta;
Tanrı ne çokluklarda, ne kalabalıklarda;
İnsan küçüktür, nankördür ve beyhudedir.
Her şey kırlarda titreşir, kırlarda ah çeker.
Doğa büyük bir çalgıdır, büyük bir lirdir,
Şair ise o büyük lirin kutsal yayıdır.


Fırtınalarımızdan çekil ey bilge kişi!
Bu imparatorluk ki tehlikeli sularda,
Yol alıyor, ne dümeni var ne pusulası
Sen sakın aldanma, sen sakın kanma ona!
Bu gemi senin için bir aralık ayında,
Bir balıkçının kurutmak için ağlarını
Gerdiği odasının en ücra köşesinden,
Uğursuz bir gürültüyle gece karanlıkta,
Ürperen ve yana yatmış direkleriyle,
Geçişini duyduğu bir gemi gibi olmalı.



II.
Çok yazık! diyor şair, yazık, hem de çok yazık!
Ben suların ve ağaçların sevdalısıyım;
Onların mırıltıları, fısıltılarıyla
Yoğruldu, olgunluğa erişti yetkin aklım.
Kin, nefret yoktur evrenin yaratılışında.
Engeller yoktur onda, zincirler yoktur onda.
İyilik doludur çayırlar, dağlar, tepeler;
Gülleri, çiçekleri anlatır bana güneşler;
Doğada, uçsuz bucaksız bir huzur içinde
Ruhum dört bir yana ışıklarını saçar.

Seviyorum seni, seviyorum kutsal doğa!
Senin içinde eriyerek sen olmak da var;
Oysa serüvenlerin yaşandığı bu çağda
Herkes kendini başkasına tutsak kılıyor.
Her düşünce bir güçtür, her düşünce kuvvettir.
Tanrı özsuyunu kabuklar için yaratır,
Yeşermiş, çiçek açmış dalları kuşlar için,
Ovadaki bitkiler, otlar için dereleri,
Dolu kadehleri dudaklarımız için,
Akıllar için düşünürü, bilge kişiyi.

Tanrı böyle istiyor çelişkili zamanlarda,
Herkes çalışır ve herkes bir hizmet sunar.
Kardeşlerine dönüp de "Ben artık çöle
Gidiyorum" diyenlere yazıklar olsun!
Kinler, nefretler, rezillikler şu şaşkın,
Huzursuz halkın yakasına yapışmışken
Ne ayıp ayakkabısını giyip gidene!
Hiçbir işe yaramayan bir şarkıcı gibi
Kentin kapılarından apar topar tüyen,
Kırık dökük düşünüre yazıklar olsun!
Daha güzel günleri hazırlamak için şair
Karanlık günlerde, kötü günlerde gelir.
Ütopyaların, düşsel ülkelerin adamıdır;
Ayakları burada, gözleri başka yerdedir.
İster yersinler onu, ister övsünler, ne gam!
O peygamberler gibidir, her an, her zaman
Ve her yerde, içine her şeyi sığdırdığı,
Elinde salladığı bir meşale gibi
Geleceğimizi, güzel günleri aydınlatır.

Halklar sıkıntıya düştüğünde onları görür,
Hep aşklarla dolup taşar tüm düşleri.
O düşler ki nesnelerin ona fırlattığı
Gölgelerin, karanlıkların ürünüdür.
Alay etsinler onunla, varsın etsinler,
O düşünmeyi sürdürür ve kitlelerin
İşitmediği şeyi sessizliğe kaydeder.
Kimileri küçümser, görmezden gelir onu
Bu boş insanların sözlerine güler geçer,
Kahkahayla güler ve sessiz sessiz düşünür.

Uğultularını ve hıçkırıklarını
Dalga dalga kumsallara yayan kalabalık,
Bir okyanus gibi düşlerimizin üstüne
Kuşkuyu ve alayı yayan kalabalık,
Seni kıvançlandıran soylu, yüce düşünce
Devam ediyor gök bak hâlâ kekelemeye,
Ama yaşamın damgasını da taşıyor,
Çünkü insan soyu var Havva'nın karnında
Kartal yumurtasında kartal, meşe palamudunda
Meşe var! Bir beşiktir Ütopyalar da!

Zamanı geldiğinde kamaşmış gözlerinizle,
Bu beşikten, serpilip açmış yürekler için,
Daha iyi bir toplumun çıktığını göreceksiniz.
Hakkın doğurduğu görevin, kutsal düzenin,
Galip gelen inancın ve iyi geleneklerin,
Çıktığını göreceksiniz. Bu devingen ve
Hep kıvançlı ya da hep üzgün kalabalık,
Yasanın ancak düşler kurarak devşirdiği
Bir şeylerin tohumunu bir gün atacaktır.
Bir gün ayaklarının üstünde duracaktır.

Fakat bu güçlü tohumları taşımak için,
İçinde kutsal ışınların arındırdığı,
Esin dolu, sapasağlam yürekler gerek.
Katıksız yürekler, tertemiz yürekler gerek.
Alabora olur tayfası olmayan gemi
Kadırganın yol alması için nasıl ki
Kürekçiler her iki yandan kürek çekerse,
Herkesi ve herşeyi anlayan Tanrının da
Ancak büyük ruhlara düşüncelerinin
İki yanında kürek çektirmesi gerek.

Uzak dursun sizlerden kutsal kuramlar, (3)
Uzak dursun gelecek zamanın yasaları,
Geçmişte sizin yıldızınız altından giden,
Sonra sanrının arkasına gizlendiği,
Örtüyü kaldırıp atıp da ruhunu pintilik,
Ve tutkunun en alçakça emellerine
Hiçbir şey olmamış gibi hemen teslim eden,(4)
Geçmişi, anıları, umutları olmayan,
Bu solgun dudaklı konuşmacı, bu hatip
Uzak dursun sizlerden, uzak dursun sizlerden!

Uzak durur adı insan sarrafına çıkan,
Keselerini altınla doldurmak isteyen,
Efendisini yeni hizmetçiler taşıyan,
O eski rahip gülücüğünü götüren,
Dinselliğini pazara çıkarıp satan,
Yırtık gülücükleriyle tüm kötülüklerin,
Göbek attığı bu zevk, bu eğlence cümbüşünde,
Başkaları düşünürken o kafayı çeken,
Gerçek hazineleri çar çur edip kaybeden
Cüce ruhlu mağrur devden uzak durun! (5)

Dört yol ağızlarında sağa sola sataşan
Boş öfkelerden, hiddetlerden uzak durun!
Günün birinde kaplan kesilecek olan
Halkın sevdiği bu kedilerden uzak durun!
Halk dalkavuklarından, saray yağcılarından,
Partisinin orta yolcu olduğunu söyleyen
Çıkarcı, bencil politikacıdan uzak durun!
Uzak durun bütün sönmüş köseğilerden,
Göğüslerinde bir ruh taşımayanlardan,
Ve ruhlarında Tanrıyı taşımayanlardan!

Yalnızca bu adamların eline kaldıysak,
Ulu Tanrım, içinde yaşadığımız bu çağda,
Şair nasıl olur da bağırmaz acı içinde
Nasıl olur da bağırmaz "yazık! yazık!" diye
Bir gün utançtan yüzünü de gösteremez,
Evinin eşiğinde, öyle bekler ayakta,
İnmek üzere olan akşamın karşısında,
Silinen, yitip giden güne göz yaşı döker,
Ufkun dört köşesine, ufkun dört bir yanına
Korkunç bir hayalet gibi küllerini saçar. (6)

Bulutlarda gezen çakırdoğanları gibi
Gülüşleri duyulur utkulu şairlerin,
Yergici şairlerin, alaycı şairlerin,
Aristofanes'lerin, (7) ve kara şairlerin.
Sayısız utancımızı yüzümüze vurmak için,
Petrone (8) karanlıkta uykusundan uyanıp,
O ünlü Romalı üslubuna sarılırdı.
Aşağılık, alçak çağımızın yöresinde
Archiloque'un (9) topal vezni, aksayan vezni
Bir kırbaç gibi hoplayıp zıplardı elinde.

Ama Tanrı geri çekilmez hiçbir zaman,
Bu güneş ki her şeye bir soluk kazandırır,
Hiçbir zaman tümüyle yitip gitmedi gözden,
Tümüyle batmadı gizlendiği tepelerden.
O hep üzgün ve tasalı koyaklar için,
Körleştirilmiş karanlık şu ruhlar için,
Gururun yoldan çıkardığı yürekler için,
Uçurumların üzerindeki bir doruğa
Işınlarını bırakır, ışınlarını ve
Bazı gerçekleri bırakır alınlar üstüne.
Durmayın haydi yüce ruhlar ve düşünceler,
Durmayın kemirilmiş sıkıntılı beyinler,
Durmayın hasta yürekler, yaralı gönüller,
Sizler dua edenler, güzel şeyler düşünenler!

Haydi biraz cesaret, ey gelecek kuşaklar!
Fırtınanın, boranın ormanda ağaçlarda,
Kopardığı gürültüyle, istemeyerek de olsa
Gelen sizler! haydi biraz daha cesaret!

Dur durak bilmeksizin amaçsız dolaşanlar,
Sizler! yolun zifiri karanlıklarında,
Ellerini uzatarak düşünüzün şekillerini
Gördüğüne inanan gezgin kuşkucular!
Sizler, kafaları acı çeken düşünürler!
Sizler, ilahi bir dehşetle dolu olanlar!
Koyak'ın böğürtlerine sarkmış olarak
Uçurumların kıyılarına tutunanlar!

Sizler, bu kederli ve utkulu dalgaların
Denizinde kazaya uğrayan ey insanlar!
Sizler, denizden tir tir titreyerek çıkanlar!
Sizler! Yalnızca yüreklerini kurtaranlar!

Bütün sabahlarda, çiçeklerin arasında
Sizler, güneşin doğduğunu gören bilgeler!
Ve bu kutsal ışıkların içine gömülmüş
Tan kızıllığında yeniden gelirsiniz siz.

Sizler, ey savaşçılar! Gün doğmadan elini,
Kolunu yıkamak için hazır bekleyenler!
Sizler, odalarda düşler, hayaller kuranlar!
Gözleri karanlığın içinde yitip gidenler!
Sizler, ey sabrın ve direncin insanları!
Sizler, ey hep mutlulukları dileyenler!
Sizler, hâlâ İsa efendimizin eteğini
Ve hâlâ umudu avuçlarında tutanlar!

Sizler ellerinde lamba, bir şey arayanlar!
Sizler tek silahı övendire olan çobanlar!
Dayanın ey dağlarda, beldelerde olanlar!
Dayanın, dayanın, ey vadilerde olanlar!

Yeter ki her biriniz dar bir keçi yolunu
Bir sabahın izini, bir karığı izlesin;
Yeter ki hepinizin kara bir dalga olan
Kıyısı Tanrı ve kuzey yeli bulut olsun;

Yeter ki siz inancınızı eksik etmeyin,
Yeter ki siz kıvançlıyken ya da kederliyken
Bir çocuğa, bir yıldıza ya da bir çiçeğe
Zaman zaman sevgi dolu gözlerle bakın;

Yeter ki köle ya da özgür yurttaş demeden
Her şeyde ve herkeste sevecek bir yan bulun,
Yeter ki siz, teninizin her bir dokusunda
Evrensel insanlığın titreştiğini duyumsayın.

Dayanın, karanlığın ve köpüğün içinde
Hedef çok yakında ortaya çıkacak,
Sisin, dumanın içindeki insanlık soyu
Bir sözcük değildir, bir bilmecedir ancak.

Öne eğilmiş alınlarınızın üstünden
Yeterince geceler ve fırtınalar geçti.
Kaldırın gözlerinizi, kaldırın başınızı!
Işık orada, yukarıda, yürüyün haydi!
Ey halklar, kulak verin, kulak verin bu şaire!
Ey halklar, kulak verin bu kutsal düşsevere!
Gece alnı ışıklı olan yalnızca odur,
O muştulayacaktır size karanlıkları,
Delecek olan gelecek zamanları
Açılmamış tohumu yalnız o bilebilir
Bir kadın gibi tatlıdır erkek ve Tanrı,
Ormanla ve dalgalarla nasıl konuşursa,
Onun ruhuna da öyle usulca seslenir,
Yumuşak, sevecen ve usul bir sesle.

Çünkü O'dur bütün dikenlere karşın,
Arzulara ve kederli olaylarla karşın,
Yıkımlarınız içinde eğilip geleneği
Toplayarak yürümeye devam eden odur.
Gökyüzünün kutsayabildiği her şey,
Ve yeryüzünün kapladığı her şey,
Bereketli, verimli bir gelenekten doğar.
Kökü geçmişe dayanan bütün düşünceler,
İster insansal olsunlar ister tanrısal,
Gelecekte de yaşar ve çiçekler açar.

Işık saçıyor şair sonsuz gerçek üstüne
Işık saçıyor şair, saçıyor alevlerini,
Olağanüstü bir aydınlıkla ruhumuz
İçin ışıl ışıl parlatıyor gerçekleri.
Boğuyor ışığıyla, ışığıyla dolduruyor,
Kenti, çölü, Louvre'u ve kulübeyi,
Bütün ovaları, bütün dağları ve tepeleri,
Kaldırıyor perdeyi gizlerin üzerinden
Çünkü şiir kralları ve şiir çobanları,
Yıldızdır, Tanrının yolunu gösteren. (10)

victor hugo

“mutluluk formülü"

1. "keşke" sözcüğünü daha az söylemek,
2. üşendiğimiz ve zor gelen her şeyi inadına daha çok yapmak,
3. aklımıza gelivereni yapmadan önce bir süre beklemek; süre bitiminde hâlâ çok istiyorsak, yapmak,
4. uyku, yeme-içme, yürümeye gereken zamanı ayırmak,
5. bizden daha mutlusu var mı diye etrafa bakınmaktan, başkasının lokmasını saymaktan vazgeçmek.

yankı yazgan

9.08.2009

BİZSE SIRADANDIK...



Susma konuşalım
Dersen ona da evet
İster savaşalım
İster barışalım
İster daha uzak
Ya da yakın durarak
Sen seç ben uyarım
Aslolan aşktır

Gidiyorum bu defa bitti derken

Bir adım geriye uzlaştık
Çünkü ortalama bir aşktık
Siddeti vasatin altinda
Zora gelince kaçtık
Ne sen canım ne ben
Göze alamazdık
Aşk bu ölüme eştir
Bizse sıradandık
Daha çok yolumuz var
Muhtelif konumuz var
Önce durulmalı
Sonra kibar kibar

8.16.2009

Wind of change started:

Nowadays I carry a fabric bag in my back pack for shopping.. NO PLASTIC BAG!

When I feel thirsty, I use my thermos bottle that I take out refrigerator. And also cheap than buying a bottle every day.. VIVA THERMOS..

Three white, three white..ıygg.. Here I am, I success to get out them from myself end of my struggle.

..My first trial of cake cooking with grape molasses instead of white sugar look like very successful discount the fact that little burnt on top of cake J

.. Now, I’m not afraid of drink sugarless tea, coffee etc. I don’t wanna use salt time out of mind. Fortunately, I don’t slog thanks to my this behavior. But I don’t know to find a solution for my packaged yoghurt and ayran* passion.


*diluted salted yoghurt drink